Güneş Koç burcuna girdiği anda yaralı şifacı Kayron ile kavuşum yapıyor gökyüzünde, üstelik dolunay enerjisiyle..

İlk nefesimizi aldığımız anda ilk yaramızı da alırız dünyaya gelirken. En güvenli, en huzurlu yer olan anne karnından bizi göbek bağımızı keserek ayırırlar. Bu bedensel yara asla unutulmaz, hücremizde kodludur çünkü. Bedensel ve duygusal yaralar Venüs gezegeni ile sembolize edilir ki, bu dolunayın da başrolünde Venüs gezegeni var. Başka bir deyişle ilişkiler ve huzur arayışı.

Kendini en üst seviyede ifade etmek isteyen ruhumuz, dünyaya en değerli armağanını sunmak ister. Bu armağan, gerçek kişiliğimizin en saf halidir. En kıymetli varlığımızdır. Bunu da toplumla etkileşim halindeyken yansıtmak isteriz. Kişiliğimizi oluşturan faktörlerin başında yaşanmış deneyimler gelir şüphesiz. Hepimiz sadece mutlu anılardan oluşan hayatlar yaşayamayız, heybemizde acı veren ama derinlere gömdüğümüz hikayeler de vardır. Doğumla birlikte aldığımız ilk yaranın üzerine, yıllar geçtikçe yenilerini ekler yola devam ederiz.

Bu dolunayda Güneş sadece duygu dünyamıza ışık tutmakla kalmayacak, derine gömüp unutmaya çalıştığımız acılarımızı da açığa çıkaracak.

Gerçek kimliğimizi ve bizi başkalarından ayıran yönlerimizi ifade edebilmek, ruhumuzu gerçekten yansıtmak demektir.  Eğer yıllar içerisinde acıtan yaramızla en doğru şeklide ilgilenip, pansuman yapabildiysek ortaya çıkan ürün tatminkardır. Mutlu ve dengeli bir yaşam! Ancak yok sayıp, bastırdıysak huzursuzluk ve tatminsizlik olarak bizi rahatsız eder durur. Bu yüzden kanayan yaradır zaten.. Derman arar dururuz. Bir ilişkiden diğerine koşup tatmin olmaya çalışırız ya da ilişkinin içinde savaşıp düzelemeyecek olanı düzeltmeye uğraşırız.

Gerçek kimliğimizi yansıtabilmek, zaman diye tabir ettiğimiz kavramın en değerli hediyesidir bize. Tıpkı bir incinin istiridyenin içinde oluşması gibi. İstiridye, kendi bünyesinde istenmeyen yabancı maddenin kendisine zarar vermemesi için çevresinde sedef katmanları oluşturur. Yıllara yayılan bu başkalaşım sürecinin neticesinde ortaya değerli bir mücevher çıkar. Bu süreç, istiridyenin canını acıtan bir kum tanesini kabullenip, dönüşmeye gönüllü olmasıyla başlar.

Kötü anılarımızla yüzleşip barışmak cesaret ister elbette. Hatta bu tür deneyimler, eğer bakış açımızı değiştirebilirsek, bize en geniş perspektifi de sunabilir. Dolunay duygusal krizleri de beraberinde getirdiği için hazır olmasak dahi, gelişen olaylarla birlikte geçmişin anıları canlanır.

Güneş’in Koç burcuna girmesiyle birlikte ateş enerjisi de hakim olacağı için, son dönemlerde yaşananları anlamaya başlayacağız ama ilk adımı atacak cesareti gösterebilir miyiz emin değilim. En ucube yanımızı fark etmek ve duygu dalgalanmalarında boğulmak ağır gelebilir. Bu da çok anlaşılır bir şeydir. Durayım mı, gideyim mi? Söyleyeyim mi, susayım mı? Arayayım mı, bekleyeyim mi? Devam mı edeyim, bitireyim mi? Bu dolunay, bu anlamda zor bir dolunay!

Çözüm, acımıza ya da bünyemizdeki farklı tarafa odaklanmak değil, yeni yol arayışında olmaktır bana göre. Farklı yanımızı yani acımızı kabul edip, O anılarımızla barışmalıyız. Geçmişle helalleşerek, kabullenmeliyiz. Şu anda etrafımızda olan biten her şey Merkür’ün öğretmeye çalıştığı dersler. Başka bir deyişle ilahi rehberliği okuyabilmemiz için, bize gönderilen işaretler. Merkür bu sefer bize geçmiş anıları bilince taşıyarak ders vermeye çalışıyor. Kabullenmemiz gereken şey aslında her birimize rehberlik edildiği gerçeği. Kesinlikle bu hayatta yalnız değiliz. Yükümüz ağır gelse de, önümüz şafak!

Güneş’in ışınları ısıtacak hayatı her gün, bugünden itibaren. Biz sadece tek sabitimiz olan Güneş’i takip edelim ve kum tanesini sedef ile örtmeye gönüllü olalım yeter. Canımızı yakan kum tanesi gün olur değerli bir inci oluverir. Güneş de her sabah inicinin üzerindeki sedefi parlatarak doğar. Yeter ki inancımız ve sabrımız olsun.