Bu hafta gökyüzünün mesajını çok dikkatli okumak gerektiğini düşünüyorum. Haftanın başından beri özellikle dikkat çekilen konu, Güneş Jupiter uyumu. Yani fırsat, bolluk, iyimserlik ve neşe. Bunun hangi alanlarda ve ne şekilde fırsat getireceği veya bize hangi kapıları açacağı kısmı üzerinde pek durulmuyor. Sembolizmde her bir gezegenin görevi birbirinden farklı ve Güneş’in çekim gücünde, ona hizmet eder şekilde işlev görüyorlar. Bu nedenle gökyüzünün mesajını bir bütün olarak okumak gerektiğine inanıyorum ben. Bu durumda Güneş ve Jupiter bize ne şekilde fırsat getiriyor? Büyüme hangi alanda olacak değerlendirelim isterseniz.

Gezegenlerin her biri birbiriyle uyum içinde hareket ediyorlar. Biri tetiklendiğinde diğeri de aynı şekilde tetiklenerek birbirlerini aktive ediyorlar. Bu haftaki enerji yoğunluğunu, ağır giden ve olayların zeminini hazırlayan iki önemli gezegen oluşturuyor bana göre. Bunlar Saturn ve Neptün. Saturn sene başından beri tek başına değil, Pluto ile birlikte el ele vererek dünyayı ve otorite figürlerini, hatta kuralları değiştirmek üzere hareket ediyorlar. Saturn ve Pluto son olarak yaklaşık 30 yıl önce Terazi burcunda bir aradaydılar. İlişkiler ve denge burcu olan Terazi’nin son noktası sonsuz uyumu yakalayabilmektir, İki insan arasında orta yolu bulabilmektir. Yönetici gezegeni ise Venus. Bu hafta gökyüzünde oluşan “tanrının parmağı” açı kalıbını Satrun, Neptün ve Venus oluşturuyorlar. Venus bu rolü Güneş ile paylaşıyor, bu da etkiyi daha önemli ve görünür kılıyor. Yani kaderin bize işaret ettiği konu “ilişkiler”.

Dönüp dolaşıp hep aynı temaya geliyoruz sanırım. İnsan sosyal bir varlık ve biz diğer yarımız olmadan yaşayamayız. Sonuçta bizi bütünleyen kişilerle kendi doğamıza uygun bir şekilde birleşmemiz de önemli bir konu elbette. Ancak hepimizin görmezden geldiği detay, kendi bireyliğimiz oluşmadan bir ilişki içinde yer almaya çalışmaktır. Hayatta ne istediğimizi tam olarak bilmeden, iç dinamiklerimizi anlayamadan başkasıyla yaşamaya çalışırken zorlanmak bu sürecin doğal sonucu. Sürekli uyum sağlamaya çalışırken her adımda kendimizden biraz daha uzaklaşırız ve kendimize yabancılaşırız. Saturn Pluto gibi çok kuvvetli iki gezegenin ilişki dinamiklerini, dengeli ilişki kurma sanatını ve bireyliğini yitirmeden bir hayatı nasıl paylaşabileceğimizi öğretmeye çalıştığı bir dönem kapanıyor önümüzdeki 6 ay içinde.

“Tanrının parmağı” dediğimiz gökyüzü konumunun işaret ettiği tema; bireyliği yitirmeden gösterilen nezaket ve uyumun, ilişkilerdeki önemi.

Aslan burcundaki Güneş ve Venus; içimizdeki coşku ve sevinci dışarıya yansıtmanın arayışı içinde. Ama yıllardır içinde yaşadığımız yapılardaki kurallar ve zorunluluklar bizi kendimizi bastırmaya itmiş olabilir, hatta “idare edelim, böyle gelmiş böyle gider” kolaylığını benimseyenlerimiz bile olmuştur. Sürekli uyum sağlama gayretinin ve özünü baskılamanın en kötü yanı, patlayıcılığıdır. Geçen sene yaşanan tutulmalar da birey olabilmek ve gruplar içinde kendi farkını ifade edebilmeyi sembolize ediyordu. Hala bu tutulma serisinin etkileri altında olduğumuzu hatırlatmak isterim. Yani yürüdüğümüz yolda kiminle nasıl bir birliktelik içindeyiz? İlişkinin içinde gerçekten tatmin oluyor muyuz? Kendi sorumluluğumuzu mu aldık yoksa başkalarının yükünü mü taşıyoruz? Eğer öyleyse yaşam enerjimizi nasıl bulabiliriz? Sahte kurallar ve kalıplar içinde yaşamaya mı çalışıyoruz? Sormamız gereken sorular bunlar. Eğer birkaçına bile cevabımız varsa Aslanın cesaretini ortaya koyma zamanı gelmiş demektir.

Tanrının parmağı dediğimiz hizalanma, her zaman bir ikilemi beraberinde getirir. Bir seçime zorlar bizi. Birini seçsek aklımız diğerinde kalır. Psikolojik bir etkiden, bir sıkışıklıktan bahsediyoruz aslında. O zaman söz konusu ikilem nedir?

 İlişkinin sorumlulukları ve ilişkinin kurbanı olmak.

Bir çoğumuzda bu iki cümle bir çağrışım yapmış olmalı. Yaptığımız seçimlerin kurbanı gibi hissetmek ve kurallar/sorumluluklar nedeniyle zorlanarak ilişkinin içinde kalmak diyebiliriz buna. İlişkiden kastım elbette sadece aşk ilişkisi değil. Bunu; ortaklık, yakın arkadaşlık, üzerinde çalışılan projeler, 3. Partiler ile olan temaslar diye düşünebiliriz. Sonuçta nasıl sosyalleştiğimizdir konu. Kendimizi tam olarak bulmadan, sağlıklı ego gelişimi olmadan kurulan çatılar yıkılır mutlaka günün birinde.

Mars, birkaç gün içinde geçen yaz başlayan tutulma derecesini tetikleyerek, konuyu finale doğru taşımaya başlayacak. Hafta Ay / Uranus karşıtlığı ile başladı. Yani sözünü ettiğimiz temaya farkındalık katmış oldular. Acı gerçeklerle yüzleştirdiler bizi. Uranus Boğa burcunda değer yargılarımızı yeniden gözden geçirip, yeni döneme uygun hale getirmemizi talep ediyor.Bu yüzden maddeye, güvenlik temalarına, konfor alanlarımıza format atmamız gerekebilir. Derinden arzu ettiğimiz şeyleri ve bize iyi gelen ana başlıkları yeniden yazacağız şimdi.

Bu hafta Saturn ve Güneş/Venus bu açı kalıbını oluşturuyorlar. Peki tamam ama henüz gökyüzünün işaret ettikleri bitmedi. Önümüzdeki hafta Mars tutulma derecesini tetiklerken, Pluto Venus/Güneş AYNI (tanrının parmağı) etkileşim içine girecekler.

Güneş hayattır, Pluto ise ölüm. Eski davranış kalıplarını öldürmek ve yeni bir yaşamı seçmek mümkün. Cesaret ve umutla hayallerin peşinden gitmek de mümkün. Seçim bizim elbette. Ya da kurbanı oynayıp, tamir olamayacak olanı onarmaya çalışarak debelenmek de seçeneklerin arasında. Nasıl olsa böyle gelmiş böyle gider değil mi… Hangisinin olacağı tamamen bizim farkındalığımıza bağlı. Yaşadıklarımızın ne kadarından ders aldığımız, değişmeyi ne kadar istediğimiz bize bağlı. Benim görüşüm hayatın önümüze mutlaka birtakım fırsatları getireceği ama bunların hangisini değerlendireceğimiz ve nasıl karar alacağımız konusu özgür irademiz. Özgür irademiz de farkındalığımız kadar maalesef. 

Bana göre gökyüzündeki Jupiter Güneş uyumlu açısı bize cesaretin kapılarını aralıyor. Kendimizi bulmanın kapılarını aralıyor. Doğru ilişkilerle, gerçek kimliğimizi yansıtmamızı sağlayacak karşılaşmaları getiriyor. İki güçlü ve pozitif gezegenin tanrının parmağı ile eş zamanlı hizalanması tesadüf olamaz. Siz ne dersiniz?