Mars ve Venus gökyüzünün en ünlü iki aşığı ve bu iki aşık tekrar kavuşmak üzereler. Ama önce Güneş bu iki çapkını, kendi ışığında saklayarak görünmez olmalarını sağlayacak. Bir önceki yazılarımda da http://didemcan.com/dolunayda-cesaret/ belirtiğim gibi  Ağusos ayı olduça ilginç bir ay. Venus’ün, kendi döngüsünü tamamlamak üzere çıktığı yolculuğun tam ortasında dolunay gerçekleşiyor. Peki tüm bunlar bizim için ne ifade ediyor?

Venus’un yolculuğunun başlangıç noktası 2018 Ekim ayında olmuştu. Akrep burcunda Güneş ile birleşerek ilk kavuşumlarını yapmışlardı. 13 Ağustos tarihinde ikinci kez tekrar birleşiyorlar. Yani ilk kavuşumun yöneticisi olan Mars ile birlikte yeni bir döngü başlatıyorlar. Her iki gezegen de dünyadan en uzak pozisyonda ve en hızlı hallerindeler. Ayrıca Güneş’in ışınları altında oldukları için de görünmüyorlar. İki aşık için çok ideal bir ortam..

Sembolik olarak Venus sabah yıldızı konumundan akşam yıldızı konumuna geçiyor. Yani Venüs; “gökyüzü kraliçesi” kimliğini bırakıp, “yeryüzü ve gökyüzü kraliçesi” kimliği ile yolculuğuna devam edecek. Geri dönüp hafızamızı biraz yoklayalım isterseniz; geçen yaz neler yaşamıştık? Gündemimiz  neydi?

2018 Ekim ayında yaşanan olayların etkileri bugünlerde artık sonuçlanmaya doğru hızla ilerliyor olmalı. O zaman net olarak ne hissettiğimizi veya ne istediğimizi bilmiyorsak, şimdi daha net olarak adını koymaya başlamış olmalıyız. Çözüm yavaş yavaş belirmeye başlamıştır. Hayatımızda neyi isteyip, neyi istemediğimizi bilmemiz gerekiyor. “Hayır, hala bilmiyorum” diyorsanız, 1.5 ay daha bekleyin derim ben. Gelişen olaylar daha net anlamamızı sağlayacak. Nasıl mı?

Mars ve Venus’ün dünyadan gözlemlenmemesi, kendimizle kuracağımız bağı sembolize ediyor bana göre. Dişil ve eril tarafımızın dengelenmesi ve/veya karşı cinsten beklentilerimizin gözden geçirilmesi olarak yorumlayabiliriz bunu. Yani söz konusu iki aşık; eril ve dişil yanımız aslında. Cazibemiz ve dürtülerimiz. İlişkiye giriş şeklimiz ve kendimizi nasıl ortaya koyduğumuz. Gizlenerek kavuşumları ise, ilişkilerdeki tüm bastırılmış temaları işaret ediyor. Bunları; kıskançlık, manipülasyon, hırs, tutku, şehvet diye sıralayabiliriz.  Bazı ilişki dinamikleri bastırıldığı için, dolunayın etkisiyle kuvvetli bir şekilde dışa vurumu söz konusu olabilir. Amaç bir çuval inciri berbat etmek değil elbette. Sadece birbirimize aynalama yaparak ilişkinin içinde büyümeyi sağlamak hepsi bu. 

Venus yeniden doğmak üzere ölmek gerektiğini bilir ve kendi döngüsünde bir süre görünmez olur. Bu yıl kendisine Mars da eşlik ediyor ki; bundan sonra yeni tohumlanacak ilişkiler daha sağlıklı bir şekilde serpilip, gelişebilsin.

Bu ay, aşk bizi kendi karanlık tarafımızla yüzleştirecek büyük ihtimalle. Hangi koşullarda yakınlaşıyoruz? veya neden uzaklaşıyoruz? İlişkideki korkularımız nelerdir? Kendimizi hangi ölçüde karşı tarafa teslim ediyoruz gibi temaları düşünmemizi sağlayacak. Elbette tüm bunlar Pluto ve dolunay ile tetiklendiği için biraz daha dramatik bir süreçte yaşanabilir.

Güzeller güzeli Venüs’ün, çirkinliği ile ünlü Vulcan ile evli olması güzel/çirkin, iyi/kötü kavramlarının da altını çiziyor bence.

Çirkin adledilenin güzel ile eşleştirilmesi ve güzelliğin ise kıskançlık ve kibir ile gölgelenmesi, hikayenin özü sanırım.

Mitolojide Afrodit’in güzel olmayan yanlarını görüyoruz. Aşk ve kıskançlık uğrana düştüğü zor durumlar anlatılmıştır hep.

Tıpkı Afrodit’in hikayesinde olduğu gibi; Venüs, Güneş ile en uzak noktada kavuştuğunda, en karanlık yanımızla yüzleşmemizi ister bizden. Sonuçları ne olursa olsun bu karanlık fazda kuluçkaya yatarız. Hangi ortamlarda bulunduk? Kimlerle nasıl ilişkiye girdik? Oynadığımız oyunların bedelleri nelerdi?

Tüm bu hesaplaşmaların ardından, Venus’ün akşam yıldızı olarak yeniden parlamasıyla bilrlikte içsel bir uyanış olur mutlaka benliğimizde. Artık eskisi gibi değilizdir. İlişkiye giriş şeklimize format atılmıştır artık. Bu kavuşum Mars ile birlikte olduğuna göre, konu aşk ve şehvet.

Zamanın en büyük mitleri; iki ünlü sevgili, Güneş’in ışınları altında yeniden birleşiyorlar! Nasıl eskisi gibi olabiliriz ki..

Venus’un sadece Mars ile olan yasak aşkı değil, aynı zamanda Adonis’e olan tutkulu aşkının da mutlu sonla bittiğini söyleyemeyiz. Afrodit’in bu hikayesi de bana, Pluto’nun dolunaya  eşlik etmesini çağrıştırıyor. Kısacası içinde bulunduğumuz koşulları “ya benimsin ya toprağın” mantığı ile değerlendirdiğimizde, kendi isteklerimizi korkuyla karışık ön planda tuttuğumuzda, işler daha da karışabilir. Yapmamız gereken dolunayda içimizde yükselen duygunun farkına varmak. Gereksiz güç savaşlarına girmemek. Kendimizi değerlendirmek ve zor da olsa karar vermek.

Her zaman ilişkiler üzerinden kendimizi gerçekleştiririz. Doğru partner bizi büyütüp, parlamamızı sağlar. Yeni kimliğimizi oluşturma savaşı verirken bize destek olacak ve ileriye taşıyacak birliktelikler için uygun bir dönemdeyiz. Eski alışkanlıklara sıkı sıkı bağlanma veya tamir olamayacak olanın üzerinde çalışma dönemi değil. Yeni tohumlar atma ve yenilenme dönemi.

Venus, Ay ile Başak burcunda kavuşum yaptığında; duyguları ve anıları sembolize eden Ay, şifayı da beraberinde getirmiş olacak. Başak burcu üretkenliğin, verimliliğin, somut sonuçların ve kendini iyileştirmenin burcudur. Dengeli sosyalleşmenin ön koşulu kendimizle sağlıklı ilişkiye girebilmemizdir. Başak yeni ayının, Venus ve Mars’ın kavuşumunu verimli, üretken ve faydalı bir tohum atma süreci olarak kutsayacağını düşünüyorum.

Sevgiyle sarmalanmak dileğiyle