Presentation2

GERİ GİDEN GEZEGENLER VE AY TUTULMASI

Merkür gerileyerek Aslan burcundan Yengeç burcuna geçiş yapıyor. Sadece Merkür değil, Saturn Pluto ve Jupiter de geri hareketlerindeler. Geri giden gezegenin faaliyet alanı, sosyal ortamdan farklı olarak içsel arenadır.  Ay tutulmasının da, daha çok duygusal krizleri ifade ettiği düşünüldüğünde oldukça yoğun bir atmosferle geçiriyoruz bu haftayı. Bu yoğunluk içsel bir mücadele aslında. Kendimizle ve ilerlediğimiz yolla ilgili bir mücadele.

Üzerinde çalıştığımız, emek verdiğimiz konuların duygusal ihtiyaçlarımızı da karşılayacak nitelikte olması esas konumuz. Yaşadığımız olaylar, etrafımızda olup bitenler yeniden değerlendirme yapmamızı gerektirebilir. Bizi doyurmayan ilişkilerin içinde yer almak ve bize ait olmayan sorumlulukları almak, sahte etikete takıntı gibi temalar bizi olduğumuz noktada esir alır. Geri giden Saturn bir nevi kendi olgunlaşmamızdan korkmamızdır aslında. Bu yüzden son 15 gündür yaşadığımız olaylar, kendi gelişimimiz için bize ayna tutan olaylar olabilir. Bir de bu gözle bakabiliriz yaşananlara.

Yazılı çizili olmayan kurallar yani kişisel kanunlarımızın değişme vakti gelmiş olabilir. İnanç kalıplarımız, değer yargılarımız, güvenlik modelimiz yeniden gözden geçirilmeli ki; değişen dünyaya ayak uydurabilelim ya da uyum sağlarken daha az zorlanalım.

Tutulma döneminin başrol oyuncusu olan Pluto, Ölüm ve dönüşüm gezegeni olarak tanımlanır ve kollektif enerjinin kişiselleştirilmesini sembolize eder. Düşünsenize güneş sistemindeki en uzak gezegen. Hatta artık gezegen bile değil! Yani Güneş ego ise, egodan iyice uzaklaşmış olan bir gök cisminden bahsediyoruz. Elbette Pluto’nun ölüm bilincini sembolize etmesi çok doğal. Yani doğanın doğum/ölüm döngüsünü ifade eder. O zaman içinden geçtiğimiz süreçte hayatımızda sonlanması gereken konular neler? Neleri arkamızda bırakıp yolumuza devam etmeliyiz?

İşte Merkür belki bu aşamada bize biraz ışık tutabilir.

Merkür, Aslan burcundan çıkmak üzere ve Güneş ile kavuşuma gidiyor. Fikirlerin ve eylemlerimizin olgunluk dönemindeyiz diyebiliriz. Bilinçaltına bastırdığımız her tema yaşadığımız olaylarla bilince çıkıyor olmalı. Elbette bunu fark etmeye gönüllüysek! Merkür’ün vermeye çalıştığı mesaj; kişisel motivasyonumuzu gözden geçirmek ve bakış açımızı genişletmek. Ateş elementinde son gerilemesi bu. Sıkışmış ve çözüm bekleyen konulara daha net biçimde çözüm bulma fırsatımız var. Eminim pek çoğumuzun hayatında tutulmanın rüzgarıyla birtakım olaylar hızlanmıştır. Bu olaylara yaklaşım şeklimizi gözden geçirip farklı bir bakış açısıyla değerlendirirsek sıkışıp kaldığımız noktadan ilerleme şansını da yakalayabiliriz.

Önümüzdeki hafta Güneş Merkür kavuşumunda artık ne yapmak istediğimizi daha net şekilde görüp, karar almamız kolaylaşır. Bu kavuşum su elementinin son derecelerinde olacağı için zihnimizi duygularla dolduracaktır mutlaka. Venüs’ün de bu konuda hatırı sayılır rolü olduğunu söylemeliyim. Merkür ateş elementindeyken yaratıcılığımız ve ilhamlarımızı test ettik şimdi bunu duygularımızı tatmin etmek için kullanmalıyız. Yaratıcılık derken bunu sadece resim, kitap, müzik gibi dar alanda düşünmeyelim olur mu.. hayatta karşılaştığımız krizleri aşmakta da yaratıcılığımız önemli bir faktördür. Her zaman ilhamlarımızdır hayata yön veren. Hayallerimizi gerçekleştirmek için yaşarız çoğumuz. Şimdi bu ideallerimize ulaşmak için önümüzdeki engelleri gözden geçiriyor olmalıyız. Eski alışkanlıklar ve hayatın değişimine verdiğimiz duygusal tepkileri düşünüp değerlendirme dönemi.

Merkür önümüzdeki hafta Güneş ile kavuşup hızla Venus’e ilerleyecek. Yani tutulmanın etkisini daha anlaşılır şekilde ortaya çıkaracak. Başka bir deyişle sabah yıldızı olarak şafak vaktinin müjdesini verecek. Çözümün atık elimizde olduğunu anlayarak, hızlı kararlar almak telaşında olacağımızdan eminim. Ancak haftaya ileri harekete geçen bir gezegen olmadığı için, el freni ile hareket etmeye çalışan araba misali, istesek de hızlı yol alamayabiliriz. En iyisi bir yol haritası belirlemek derim ben. “Tutuma döneminde beni derinden etkileyen olaylar nelerdi?” ve “bu olaylara nasıl bir tutumla cevap verdim?”

İyi yolcuklar

cancer

DOĞRU PARTNERLE ÖZGÜRLEŞMEK

Yengeç burcunda Güneş tutulmasıyla haftaya başlamış olduk. Mevsimleri başlatan öncü burçlarda gerçekleşen Güneş tutulması yoğun bir enerjiyle kendisini hissettiriyor. Yengeç burcu, aile, yuva, anılar, duygusal güvenlik gibi konularla ilgilidir. Tutulmalar öyle olaylardır ki dikkatimizi bir yönden diğer tarafa çeker ve bizi rahat konforlu alanımızdan uzaklaştırırlar. Çalar saat gibi işlev görürler. Zamanı gelmiş olayların hayatımızda yer alması için sistemi harekete geçirirler. Elbette tutulmaların da muhteşem bir döngü içinde gerçekleştiğini söylememiz gerekir. Nasıl ki her gezegenin kendi içinde bir anlam ve düzeni varsa , tutulmaların da takip eden sıralamasının bir anlamı var.

Sadece tutulma burcunu anlamlandırmaya çalışmak, hikayeyi yarım bırakmak gibi bana göre. Tutulma esnasındaki gökyüzü konumu da hikayeyi destekleyen önemli temaları oluşturuyor. Mesela bu tutulma esnasında, Mars Aslan burcuna henüz girmişken, Merkür de Aslan burcunun başında  geri hareketine hazırlanıyor.

2018 Temmuz’unda da Merkür ile aynı derecede gerçekleşen bir Ay tutulması  yaşamıştık. Aynı yıl hem Mars hem Venüs gerilemesi tutulmalarla gerçekleşmişti. Eminim bir çoğumuzun hayatında karışıklık, karar almada zorluk, bir türlü ilerlemeyen sürüncemede kalan konular olmuştur. 2020 yılında yine aynı şekilde Mars ve Venüs gerilemesi yaşayacağız. Üstelik Venüs ikizler burcundayken Ay tutulması gerçekleşecek. Vurgulamak istediğim konu, zaman içinde birbirine bağlı olaylar ve ilişkiler ağı örülüyor son iki yıldır. Birini diğerinden ayırarak değerlendirmek yerine zamana bütüncül bakmak ve sebep sonuç ilişkisini kurarak değerlendirme yapmak, tabloyu net görmemizi sağlayabilir.

Geçen sene önemli kararlar almaya zorlayan gelişmeler yaşanmış olabilir. Hatta bazılarımız için karar almak zaruri olsa da, harekete geçmek zor gelmiş olabilir.  Bu gücü bulup aksiyona geçmiş olanlarımızda mutlaka vardır. 2018 idrak  ve hazırlık yılıydı.  2019 senesi ise bırakma ve aksiyon yılı. Bu yılın başından itibaren, biraz daha hızlı akmaya başladı olaylar. Özellikle Merkür’ün güçlenmeye başladığı bahar aylarından itibaren ne istediğimiz konusu beynimizde yankılanmaya başlamıştır eminim.

2018 senesinin konusu bireyliğimizi bularak özgürleşmekti. İçinde bulunduğumuz gruplardan, bizi desteklemeyen arkadaşlardan özgürleşmek, aynı hedefe yol aldığımız kişilerle eşit ilişki kurarak özgürleşmekti. 2019 ise; bu özgürleşmenin/yüklerinden arınmanın nasıl olacağını gösteriyor bana göre. Yani uzun dönem hedefe giderken, kendine güvenli bir sığınak oluşturabilmek ana tema. Bu sığınağın adı “yuva” “siper” “ev” “kadın şefkati” “anne kalbi” Bunu elde edebilmek ise kalbimizin nerde attığını bilmekten geçiyor. Yüreğin çağrısını idrak edebilmekten geçiyor.

Bizi bundan alıkoyan şeyler ise sırtımızda taşıdığımız ağır yükler. Bu yükler neler mi? Uymak zorunda olduğumuz kurallar elbette. Oğlak burcu; sorumluluk, görev, zaruret, hedefler, engeller ve kısıtlanmaları temsil eder. Oğlak burcunun yönetcisi Saturn “duvar”dır. Gelenekleri sembolize eder. Zamanın efendisidir. Pluto ise dönüşüm, yenileme, eleme, yıkım, ölüm, güç, derin analizi sembolize eder. Bu noktada Pluto’nun gömdüğü, baskıladığı konuların bu tutulmanın arka planında olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Gizlenen konular ise bizi yöneten, bilinçaltında çalışan kendimize koyduğumuz kurallar. Alışkanlıklarımız, bize dayatılan kurallar. Bunlar açık ve net bir yerlerde yazılı değil maalesef. Bu kurallar bizim beynimizde, belki de çocukluk koşullanmalarımızda, ailemizden bize miras kalan geleneklerde. Muhtemelen bu kuralların biz bile farkında değiliz.

Bilinçaltımıza kodlanmış eski kurallarla yeni bir kişilik yaratmaya  çalışıyoruz büyük ihtimalle. Öğretilmişlikler, alışkanlıklar ve sahte hedeflerle bizi doyurmayan hayatlar içinde kıvranıyoruz. 

Jupiter ve Neptün karesini de bu tutulmaya eklediğimizde; alışkanlıklar ve kalıpların ötesinde inanç sistemimizin de bizi yarına taşıyamayacağını söyleyebiliriz. Deneyimden öğrendiklerimizin hangisini yanımıza alıp yarına yürüyeceğiz dersiniz? Hangi değerlerimiz değişecek acaba?

Bizi hayalini kuruğumuz yuvaya ulaştıran yoldaki engeller, kendimize koyduğumuz kurallar.

Gökyüzünün saati uyanmamız için çalıyor.

Rahat ve güvenli hissettiğimiz alanlar artık bizi “yuva”ya götürmüyor. Taşıdığımız yükleri bırakma zamanı. Aslan burcu kalbi sembolize eder. Mars bugün Aslan burcuna tutulmayla girerek 2018 tutulma serisinin ana fikrini 2019’a taşımış oldu. Mars, kalbimizin sesine uygun hedef koymamız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Hatta belki hala anlamayanlarımız vardır diye yanına Merkür’ü de alıyor. Tutulma anında Venus ise İkizler burcunda. 2020 yılında yine İkizler burcunda gerileyerek Ay tutulmasına eşlik edecek. Kısacası Mars geçmiş olayları, Venüs ise gelecekteki  tutulma temasını bugüne bağlıyor.

Anlamamız gereken ana konu; bir dönemin artık kapandığı veya kapanması gerektiğidir. Saturn, Pluto ve Güney Ay düğümü ile gerçekleşen tutulma hayatımızdan bazı şeyleri koparıp alır. Biz gönüllü bırakamamışsak, evren bizden daha önce verdiklerini acıtarak geri alır. Acizlik deneyimini yaşatır.  Amaç bellidir aslında, koyduğumuz ve ısrarla ulaşmaya çalıştığımız hedefler ruhumuza hizmet etmiyordur artık. İlerlediğimiz yolda aradığımız yuvanın sıcaklığı yoktur büyük  ihtimalle. Bu sebeple bize acı gelen deneyimler yaşaırız. Dışsal modellerle büyümek yerine duygusal olarak büyüme zamanı bu yıl. Bu da bir başkası üzerinden şefkat ve vericiliğin deneyimlenmesiyle mümkün olabilir ancak.

“Yuva” dediğimiz yerde bizi yarına taşıyacak yol arkadaşımız, sosyalleştiğimiz kişiler, ortaklar, eş yer alır. “Yuva”nın sıcaklığı bizi çevreleyen, sarmalayan insanlardan gelir.  Sadece zirvede yalnızdır insan. Çünkü zirve paylaşılmaz. Herkesin zirvesi kendine özgüdür.

Ancak Yengeç tutulması yalnızlığın kimsesizliğe dönüşmemesi adına kendi zirvemizin tanımını yapmamızı ve bu zirveye ulaşırken doğru partneri seçmemizi talep ediyor.

x

MUTLULUK BİZE ANLAM KATAN İLİŞKİLERDE

Yaz Mevsiminin başlangıcındayız bu hafta. Güneş Yengeç burcuna giriyor ve 6 aylık bir dönemi başlatıyor. Güneş’in Yengeç burcuna girdiği ana göz atacak olursak; Merkür, Mars ve Jupiter’in etkin olduğunu söyleyebiliriz. Yani ne demek bu? Nasıl yorumlamalıyız bunu?

Yaz gündönümü, tutulma döneminden hemen önce ve Merkür gerilemesinin gölge fazıyla gerçekleşiyor. Kuzey Ay Düğümü, Merkür ve Mars Yengeç burcunda kavuşurken Yengeç dönemi başlıyor. Yengeç; anneliğin yani besleyip büyütmenin burcudur. Hayatımızda Yengeç burcunu temsil eden konuları sanki bebeğimizmiş gibi besleyip, büyütmeliyiz. Gelişmeye müsait olana emek vermeliyiz.  Bu dönemin anahtar kelimesi “Hissederim”dir. Bu durumda hislerimize odaklanmak ve kendi duygusal ihtiyaçlarımızı beslemek için harekete geçmemiz en temel konu.

Mars ve Merkür kavuşumunun, bu noktada işi kolaylaştıracağını söylemeliyim. Mars tüm telaşıyla “hemen şimdi anlamak istiyorum, neler oluyor bana. Neden bu kadar hüzün var içimde?” diye soruyor Merkür’e. Merkür ise geçmişin acı veren anılarıyla boğularak, anlam vermeye çalışıyor duyularına. Mars’tan güç alarak çözüm arayışına doğru ilerliyor.

Geçmişin yükü, bastırdığımız tüm acı veren olaylar, kendimize koyduğumuz sahte hedefler şimdi rahatsızlık yaratıyor çünkü bize uygun olmayan bir kimliği taşımaya çalışıyoruz. İşte şimdi zamanın efendisi bizden hesap sormak üzere karşımızda. Bugüne kadar bize verilen zamanı kendimize uygun bir yaşam modeli kurmak için mi kullandık, yoksa bize dayatılan sosyal statü için mi harcadık?

Kendini tanımdan otomatik pilotta yaşanmış hayatlar için değişim zamanı.

Aldığımız her kararın bir bedeli vardır hayatta. Bu kararların kalitesi, yaşamımızın kalitesini belirler. Ödediğimiz bedeller de aldığımız riskleri işaret ederler. Bu sebeple zamanın efendisi bize hesap sormak üzere karşımızda..

Amaç kesinlikle canımızı yakmak veya sahip olduklarımızı elimizden almak değil. Nihai amaç; en doygun, en mutlu hayatı yaşayabilmek. Yani kendi cennetimizi yaratmak. Buna ulaşmanın en önemli adımı ise duygusal ihtiyaçlarımızı anlayabilmemizdir. Başka bir ifadeyle; kendi hayatımızın sorumluluğunu almaktır. Doğru hedef koyup, bunun için çalışmaktır.

Yaz gündönümün hemen ardından Merkür’ün gerilemesi Aslan burcundan Yengeç burcuna doğru olacak ve tutulmalarla birlikte bu döneme damga vuracak. Ne anlama geliyor şimdi bu?

“İlhamlarım geleceğime yön verebiliyor mu, yaşam kalitem nedir?” bu soruların cevabını arayacak Merkür gerilerken. Yani imza atmalı mıyım, alışveriş yapmasam mı gibi detaylarda boğulup gerçek mesajı es geçmeyelim! Carl Jung’un dediği gibi; bilinçli bir şekilde yüzeye çıkarılmamış her tema belirsiz bir süreçte bilinçdışında, kişiyi etkilemeye devam eder..” Yani günlük yaşamın karmaşası ve telaşında (gereksiz yarışında), bilinçdışının kontrolünde yaşadığımızın farkında bile değiliz. Merkür gerilemelerinin asıl amacı, bu temaları yüzeye çıkarmak ve farkındalığımızı arttırmaktır.

Yaz gündönümü önümüzdeki birkaç aylık periyoda damgasını vuracak. Merkür ve Mars, bu süreçte Pluto ve Saturn ile karşıtlık yaptığı için kendi geçmişimiz ve korkularımızla yüzleşmek en temel meselemiz olacak. Çok kaba bir örnekle; adınıza gelmiş bir davetiyeyle özel bir partiye tüm sülalenizle girmeniz mümkün değildir. Yani geçmişinizle ve size acı veren anılarla helalleşmeyi başaramazsanız, hayatınızda tamamen yeni bir sayfa açmanız da mümkün olmaz.

Elbette eskiyi geçmişte bırakmak, duygularımızı açıkça dillendirmek kolay değildir. Sonuçta insanın temel korkularından biri “yüzleşme” korkusudur. Karşımızdaki insanı incitmekten ve bize vereceği tepkiden/cevaptan korkarız. Böyle bir şeyi yaşamaktansa yarına ertelemek kolay gelir. Ama yarın mutlaka gelir ve ertelediğimiz küçük bir konu büyümüş olarak bize geri döner. Daha büyük bir sorunla baş başa kalırız.

Üzgünüm ama tutulmalar bu sürecin çok önemli bir parçası. Biz istemesek de olaylar bizi bazı kararlar almaya zorlayacaktır.

İlişkiler, ana konulardan birisi olabilir bu dönemde. İlişki, sosyalleşme, grup aktiviteleri ve aşk arayışı var atmosferde. İyi hissetme ihtiyacı çok yüksek. Bu da son derece normal. İçinden geçtiğimiz süreçte her şeyi unutup, dertleri geride bırakıp, umuda odaklanmak istiyoruz. Yazın ışıkları ile kendimizi aşka ve hazza bırakmak istiyoruz. Tamam güzel. Gün dönümü haritasında Ay kova burcunda, Venus ve Jupiter’e güzel titreşimler gönderiyor ki, bu da bir avantaj. Bu durumun uzun soluklu olması ve tatminkar bir süreçte ilerleyebilmesi için önce duygusal ihtiyaçlarımızı belirlemeliyiz. Güvenli sığınağımızın tanımını yapmalıyız ve bu tanıma göre adım adım bu sığınağı inşa etmeliyiz. Aksi taktirde yine hep aynı duvara çarpmak içten bile değil. “Hata yapıyoruz ama nerde?” diyerek, harcar dururuz zamanımızı. Korkularımızın mahzeninde geçer bir ömür. Zamanın efendisi gelip hesap sorduğunda, ayağa kalkacak gücü bulamayız ve hayat otomatik pilotta devam eder.

Özetle; mutluluk ve güvenlik tanımı, sahip olduğumuz mallar, markalar, banka hesabında olmayabilir. Uranus Boğa burcunda unutmayalım! Maddeye yüklediğimiz anlam da değişiyor bu dönemde. Ya da gökyüzü değiştirmemizi istiyor diyelim.

Mutluluk bize anlam katan ilişkilerde.  Bizi yarına taşıyan birlikteliklerde, aynı yöne baktığımız ve bize destek olacak olan kişilerde.

Yüzleşerek, konuşarak, anlatarak, dinleyerek geçmişle helalleşelim ki yeniye yer açılsın. Önce kendimizle başlayalım sonrası gelir zaten.

Keyifli bir yaz dilerim

sag-full-moon-cover-2

YAY DOLUNAYI VE TANRILARIN SAVAŞI

Gökyüzünde Tanrıların savaşı var. Ağır giden gezegenler kendi yönettikleri burçlarda birbirlerine güç gösterisi yapıyorlar. Kim kazanır bu savaşı derseniz, galibi yok. Tıpkı Sümer tanrısı Gılgamış’ın hikayesinde olduğu gibi, Her iki taraf da eşit güce sahip. Gılgamış ve can dostu Enkidu, dövüşte birbirlerini yenemeyeceklerini anladıklarında çok yakın iki dost olurlar. İşte gökyüzünde Jupiter, Saturn ve Neptün kendi yönettikleri burçlarda faaliyet halindeler.  Ne ilginçtir ki tam da Yay dolunayı gerçekleşirken son derece güçlü olan bu üç gezegen ve Ay düğümleri, 18 derecedeler. Başka bir deyişle, maddiyat ve maneviyatın çatışması ve bir düzenin bitip yeni bir düzenin başlayacağının işareti var gökyüzünde. Bu sayının enerjisi, aşırı maddeciliğin ruhsallığı yok etme riskini taşımasıdır. Hem sayı olarak hem de gezegen enerjisi olarak bir değişimin arifesinde olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Peki ne yöne doğru bu değişim? Gerçek benliğimizi bulmaya ve hayatımızın anlamını aramaya doğru bir değişim bana göre.

Dolunayla birlikte büyük fırsatların kapıları açılıyor önümüzde. Bunlar öyle seçenekler ki ister istemez, kendimizi, İnanç sistemimizi sorgulatıyor bize. Geçmişten bugüne getirdiğimiz bilgilerin, doğru zannettiğimiz her algının test edilmesi söz konusu. Bugüne kadar oluşturduğumuz sistemin, kurduğumuz yapıların bizi yarına taşımadığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Buna inançlarımız da dahil!

Şimdi yeni gerçeklere uyanma, farkındalık ve aydınlanma söz konusu. Ne yöne gideceğimizi bilmeyi ve “evim” diyebileceğimiz yeri oluşturmayı arzuluyoruz. Bunun ilk şartı da soru sormak ve cevabı duyabilmek elbette. Dolunay enerjisi bize fırsatları getirmekle kalmıyor, aynı zamanda bu fırsatları değerlendirebileceğimiz bilgeliği de sunuyor bize.

Çoğu zaman farkında değiliz ama önümüzdeki en büyük engel yine kendimiz oluyoruz. Düşünce sistemimizle kendimizi kilitliyoruz. Kalıplaşmış inançlarla büyüyoruz. Bazı görüşler yaş ilerlese de önyargı ve/veya fanatizm şeklinde bizimle yaşamaya devam ediyor. Değer duygumuz parayla ve statüyle eşitleniyor.

Yay dolunayında zihnimizi esnetmeyi başarabilmemiz en temel konudur bana göre. Farklı görüşlere, farklı fırsatlara açık olabilmek ve hayata doğru akmayı başarabilmek gerekir bu enerjiyle birlikte. Bunun için kendi kabuğumuzu kırmamız ve büyümeyi göze almamız ilk şart.  Önümüzdeki seçenekler zorlu seçenekler. Ancak yaşamımızın kalitesi, aldığımız kararların kalitesiyle doğru orantılıdır unutmayın. Hiçbirimiz eski kurduğumuz yapıların esiri değiliz. Bugünün şartlarına uygun olarak yeni bir yaşam formu oluşturmak da yine bizim elimizde, yeter ki duygusal olarak besleneceğimiz bir modelin ne olduğuna karar verelim.

Gökyüzünün bir kazananı yoksa tek çare uzlaşmayı ve birlikte hareket etmeyi öğrenebilmektir. Parçaları birleştireceğimiz bilgiyi edindikten sonra, sezgilerimizi de işin içine katabilmeliyiz. İlahi kaynaktan gelen rehberliği duyabilmek için esnemeyi ve hayata doğru akmayı öğrenmek yeni dersimiz.

İkizler; bilgiyi toplayıp, bağlantı kurmaya çalışır, sebep sonuç ilişkisi arar. “Neden” diye sorar

Yay; resmin bütününü görmeye çalışır, inanır, artık sebep sonuç ilişkisi yoktur, inanç vardır.

İkizler ahlak dışı, yaramaz çocukken, Yay; yargılayan anlam yükleyen bilgedir.

Bana göre Yay dolunayının ana teması; yaşam amacımızı öğrenmek ve kendi inanç sistemimizi oluşturabileceğimiz bilginin peşinden gitmektir.

“Esnemeyi bil, fırsatlara açık ol, deneyerek öğren ve hayatının bilgesi ol”

nm-gem-2018-cover

DOĞRU PARTNERLE YOL ALMAK

İkizler Yeni Ay’ına yaklaşmak üzereyiz. Güneş ve Ay yani bilinç ve bilinçdışı birleşirler bu fazda. Yeni ay özellikle İkizler burcunda olduğunda bizi kısıtlayan ve/veya kontrol eden bilinçaltı temaların da farkına varmamıza yardımcı olur. Söz konusu bilinçaltı temalar, sadece aldığımız kararlara değil, başkalarına yansıttığımız ve ilişkilerimizi etkileyen dramatik olaylara da neden olabilirler.

Yeni ay içinde bulunduğu burcun gölge yönleri de dahil tüm özelliklerini yansıtma eğilimindedir. Bu noktada zihnimizin kandırmacalarına da hazırlıklı olmamız gerekir. Sonuçta akıl oyunları oynayan Merkür bu yeni ayın baş kahramanı. Hızlı edinilen bilgiyi analiz edip değerlendirmek, can kulağıyla dinlemeden sonuca varmak veya duyduklarımızı işimize geldiği gibi almak dikkat etmemiz gereken ana başlıklar.

Yeni ayın da telaşı ile, gerçek olamayacak kadar güzel senaryolar bize çekici gelebilir. Hayallerimizin ışığında aklımız bize oyunlar oynayabilir.  Bazı durumlarda olaylara aklımızın yanı sıra, sezgilerimizle yaklaşıp sonuca varmak en doğrusu olabilir. Çünkü gökyüzü bizden, sezgisel bilgi ile rasyonel bilginin nasıl dengeleneceğini öğrenmemizi istiyor.  

Bir önceki Boğa yeni ayında kendi cennetimizi yaratmayı hayal etmiştik. Belki o günden bugüne bizim için en uygun olduğunu düşündüğümüz ortamı hayal edip, hazırlandık. Uzun zamandır ihtiyacını hissettiğimiz huzurlu bir yaşam için hayallerimizi besledik. Yeni ay öncesi hazırlık fazı da aynı burçta yani Boğa burcunda gerçekleşiyor. Başka bir deyişle arzuladığımız cennet için yanımıza neyi alıp, neyi bırakacağımıza karar verdiğimiz dönem. Karanlık ay; bırakma ve helalleşme fazıdır. Bir anlamda ruhun yeniden bedenlenmeye hazırlandığı aşamayı sembolize eder.

Bu durumda sahip olduklarımızdan hangileri yeni yaratacağımız cennetimiz için gerekli, hangileri değil.

Ne için bu kadar direniyoruz ve neyin savaşını veriyoruz?

Güneş ve Aldeberan kavuşumu savaş alanımızın neresi olduğunu açıkça vurguluyor bana göre. Yani mücadelesini vermemiz gereken konu, şu ana kadar elde ettiklerimiz değil, değişim zamanının geldiğini kavrayabilecek bir bilinç seviyesine ulaşmak ve bırakabilme gücünü geliştirmektir.

Bazen değişim o denli korkutur ki bizi, adım atamayız. Başarısızlık, saygınlığı yitirmek, eleştirilmek gibi korkular mevcudu korumaya zorlar. Ancak gökyüzünün en önemli vurgusu; aradığımız güvenlik modelinin dışsal koşullarda değil tam tersi içsel mekanizmada oluşturulması gerektiğidir bana göre.

Duygusal olarak güçlenebilirsek, dış dünyada yeni kuracağımız modeli daha kolay oluşturabiliriz. Dalgalanmalara daha kolay göğüs gerebiliriz.  Duygusal olarak güçlenmek, doğru partnerle yol aldığımızda daha kolay. Bizi duygu olarak besleyen, dış dünyada savaşa hazırlayan, acımızı paylaşan biri ile kader ortaklığı yapabilmek, hissettiğimiz yalnızlık duygusunu azaltabilir.

Geleceğe yol almak için geçmiş ile hesaplaşmalıyız. İster bilinçaltından bilince çıkardığımız temalar, ister deneyimle edindiğimiz bilgiler, isterse gözlemle gelen bilgiler, fark etmez. Günün sonunda bu yeni ayın amacı yeni farkındalık seviyesine ulaşmamızdır.

Her birimiz kartları yeniden kardıktan sonra, oyunun kurallarını belirleyeceğiz. Ama bu kurallar sadece bizim tarafımızdan, bizim değerlerimize ve bizim cennetimize uygun olarak belirlenecek. Sadece bizim için, sadece bizim tarafımızdan… Yeni ayın hayrı üzerinizde olsun, iyi bayramlar

Full-Moon-in-Scorpio

DOLUNAYDA VURGUN YEMEK!

Bu hafta sonu Akrep burcunun son derecelerinde dolunay gerçekleşiyor. Akrep burcu gücü ve dönüşümü sembolize eder. Oldukça derin ve yoğun bir burçtur. Dolunay ise Güneş ve Ay’ın karşıtlığıdır. Güneş’in ışınlarının, gizlemeye çalıştığımız her temayı açığa çıkaracağını gösterir. Bu sebeple Dolunaylar duygusal krizleri de işaret ederler. Güneş’in ışıkları, kendimizden bile saklamaya çalıştığımız duygularımızı açığa çıkararak, farkındalık geliştirmemizi ister.

Peki bu hafta sonu Akrep burcundaki dolunay bizi nasıl etkileyebilir dersiniz?

Gökyüzü konumunun belirleyici faktörü şüphesiz Oğlak burcundaki Saturn, Güney Ay düğümü ve Pluto kavuşumu. Saturn zamanın efendisidir, karma ile ilişkili gezegendir. Güney Ay düğümü de geçmişten biriktirip getirdiğimiz ve bizi alışkanlık seviyesinde hep aynı noktada tutan bir kara deliktir. Bunlara eşlik eden Pluto ise baskıladığımız, gömdüğümüz ve şiddetle arzuladığımız her türlü temayı sembolize eder. Bu enerji, bizi geçmişimizle test edecek bir enerji. Peki ne kadar geriye gitmemiz gerekiyor “geçmiş” kelimesini anlamak için? Nasıl bir geçmişten bahsediyoruz? Karmamız nedir?

Akrep yolculuğu ve gücümüzün test edildiği dönem 2012 yılı sonlarında başladı.  2016 yılından bugüne olaylar çeşitli boyutlarıyla hız kazandı ve gelişti. Yani hayatımızı kendi ellerimizle ördük, karar aldık ve uyguladık. Hepsi özgür irademizle yaptığımız şeylerdi. Şimdi bu dolunayda önümüze ektiğimiz tohumun mahsulü geliyor. Dolunay açığa vurma, meydana getirme, görünür olmak demektir.

Görünür olan şey; bastırdığımız, saklamaya çalıştığımız duygularımız, en derin tutkularımız, güç arzumuz. Gücü elimizde tutmak için yaptığımız her şey.

Belki de kendimizle yüzleşeceğiz bu dolunayda. Görmek istemediğimiz tarafımız zihnimizde belirecek. Kimilerimiz 2012’den bu yana yaşananların gerçek sebeplerini, gerçek oyuncularını, perde arkasını çözecek. Kimilerimiz bazı gerçeklerle yüzleşemeyecek, kimilerimiz ise farkındalığa ulaşmış şekilde ilerleyebilecek. Öyle ya da böyle duygusal olarak yoğun bir hafta sonu olacağı kesin. “Seni öldürmeyen şey, güçlendirir” derler ya.. İşte tam da bu dolunay için uygun bir cümle olabilir bu söylenen. Akrep teması küllerinden doğmaktır. Yıkıcı deneyimlerden geçip hayatta kalabilmektir. “Hiç” olabilmeyi, yenilgiyi, acizliği kabullenip yola devam ettiğimizde, duygusal olarak büyütür bizi.

Geçmiş geçmişte kaldı, yapılan hatalardan ders alıp, doğru olanı yapma zamanı. Kendimize acıyıp, küstüğümüzde ileriye gitme şansımızı ve durumu düzeltme fırsatını kaçırmış oluruz. Tam da bu noktada en büyük tehlike, yüzleştiğimiz gerçekler nedeniyle ana rahmine çekilme isteği olabilir. Dolunay’ın yöneticisi Mars Yengeç burcundayken bunu söylemeden geçmek istemedim.

Dolunay haftasında ayağa kalkıp savaşma gücümüz, ruh halimize göre değişkenlik gösterebilir. Yengecin büyüyebilmesi, martıya yem olma riskini göze almasına bağlıdır unutmayın. Yoğun duyguların, geçmiş hesaplaşmaların bizi savaş alanında güçsüzleştirmesine izin vermeden yol almak daha faydalı olacaktır. Bu dolunayın diğer başrol oyuncusu ise Venus.  Uranus ve Venus birlikte yeniye çağrı yapıyorlar. Bu durumda bu sese kulak vermek hepimiz için çıkış yolu olabilir.  Mars ve Venus bize güvenli, şefkatli ve huzurlu bir sığınak için yol haritası çiziyorlar. Nasıl mı?

Mars Yengeç; güvenli ve şefkatli bir yuva için savaşacağım, bana güvenebilirsin diyor

Venus Boğa; aradığın sonsuz huzur ve cenneti tadabileceğin ortamı sana getireceğim diyor

Uranus Boğa; gökyüzü ve yeryüzünü birleştirip yeni bir zenginlik yaratabilirim, kurallarını değiştir yeter ki diyor.

Derin denizlere dalarken vurgun yememek için bedeni basınca alıştırarak ineriz suyun karanlık derinliklerine. Akrep dolunayında, kendi derinlerimizden yukarıya, duygu dünyamızı hissederek çıkmamız gerekiyor. Hazırlıksız bir şekilde vurgun yediğimiz taktirde, Mars ve Venus’ün bizi götürmek istediği cennete ulaşmamız zor olabilir.

Kısacası geçmişin yükü ile yeni dünyaya adapte olmamız imkansız. Kabul etsek de etmesek de yeni bir dönemin eşiğindeyiz ve acı çekmemek için değişmek zorundayız.

İyi hafta sonları

doves-clouds-heaven_si

KENDİ CENNETİNİ YARATMAK

Boğa burcunda Yeni Ay’a yaklaşıyoruz. Doğa, Boğa döneminde canlanır, uyanır. Yemyeşil kırlar, çiçekler hem kokusuyla, hem renkleriyle canlandırır bizi. Boğa burcu bu sebeple beş duyu ile ilişkilendirilen bir burçtur. Keyif ve haz burcudur. Boğa döneminde tabiat tablo gibidir. Bu güzelliği izlerken ister istemez “cennet gibi” deriz, cenneti andıran bir huzur duygusu hakim olur benliğimize.

Doğadan bahsedip, bereketten bahsetmemek olmaz elbette. Böyle bir tablonun içinde şükran duymamak, bir an bile olsa huzuru ve sessizliği hissetmemek imkansızdır. Umarım Yeni Ay’ın resmini tasvir edebilmişimdir. Bir anlık huzur duygusu, yani cennetin ta kendisi!

Peki bu Yeni Ay’a hazırlık aşamasında gökyüzünün verdiği mesaj nedir ona göz atalım isterseniz.  

Karanlık Ay fazında ana tema, her zaman bırakmak ve helalleşmekle ilgilidir. İşlevsel olmayan her şey hayatımızdan çıkmalıdır ki, yeniye yer açılsın. Yeni Ay öncesi Koç burcu teması bize bu alanda ışık tutacak diyebiliriz. Bir yaşam boyu süren kimlik bulma gayretimiz bu dönemde ön plana çıkabilir. Senenin başından beri hatta geçen yaz aylarından bu yana yaşananların amacı, kimliğimize uygun bir yaşam amacı bulabilmek ve doğamıza uygun bir kariyer hedefi saptamaktı. Yanlış konmuş hedef için uğraşmak, sevdiklerimizi/kendimizi ihmal etmekten kaynaklı sorunlar veya işteki problemlerin acısını yakınlarımızdan çıkartmak, hayatı cehenneme döndüren en önemli etkenlerdir bana göre.

Karanlık Ay fazında, Kayron, Ay ve Merkür üçlüsünün bize anlatmaya çalıştığı konu; geçmişimizden bugüne getirdiğimiz acı veren anılar ve kendimizi cesaretle ortaya koymamıza engel olan faktörler. Belki yeteri kadar sevilmediğimiz duygusuyla büyüdük, belki ilgi talep ederken sertlikle karşılaştık. Geçmiş acılar kişiden kişiye göre değişir elbette. Ana fikir, hayat boyu geçmişin acısıyla yaşanamayacağıdır. Bir noktada bunları kabullenip içimizde barışı sağlayabilmemiz gerekir. Aksi halde kendimizi sağlıklı ifade edemeyiz. İçimizde yaşattığımız ucubenin dışardan görünmemesi için çabalar dururuz. Bu durum da bizi kendimizden uzaklaştırır.

Geçmişteki sorunlar her neyse şimdi parçalar yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Sis perdesi kalktı. Hatta çözüm de zihnimizde belirdi. Bizi bireyliğimizi ortaya koyma konusunda engelleyen şeylerin adını koyabilir duruma geldik. Özgürce isteklerimizin peşinden gitmekteki engelleri saptayabiliriz artık.  Bu noktada gerçekten kim olmak istediğimiz ve ne istediğimiz ile ilgili netsek, Yeni Ay için neyi geride bırakmamız gerektiğini de biliyoruz demektir. Yani Boğa Yeni Ay’ına hazırız demektir.

Peki bu karanlık ay fazı sadece Koç enerjisiyle mi oluyor? Hayır! Ay, Boğa burcuna girdiği anda Uranus ile birleşerek karanlık ay fazının enerjisini değiştiriyor ve Boğa enerjisini daha hakim kılıyor gökyüzüne. Yani sakinlik, dinginlik, huzur arayışı. Hayattan biraz keyif alabilmek arzusu. Bir telaş bu huzurun peşine düşme çabası yoğunlaşıyor Mars’ın enerjisiyle. Uzun soluklu, stresten uzak bir yaşam ihtimalini sorgulamaya başlıyoruz beynimizin içinde.. Yani kendi cennetimizi yaratma fikri tohumlanıyor bu hafta.. Bunun için bu Yeni Ay’ın soruları beynimizde dönmeye başlamıştır mutlaka.

“Neye ihtiyacım var?”

“Sahip olduklarım, bana yeter mi?”

“Kendimi nasıl güvence altına alabilirim?”

“Elimdekilerin hangisini tutmalıyım, hangisini bırakmalıyım?”

Şu anda gökyüzünde geri giden gezegenlerin enerjileri bu soruların yanıtını vermemizi sağlayabilir. Deneyimlerimizden öğrendiğimiz zaman inanç sistemimiz dahil, her şeyi sorgulayıp yeni bir yaklaşımla hayata devam edebiliriz.

Hangi alanda sadeleşmemiz gerekiyor?

Neyi hayatımızda tutmak için çabalıyoruz?

Farkında olmadan maddeye mi hizmet ediyoruz dersiniz? (ev, araba, kıyafet, çanta…) Sahip olduklarımız kimliğimiz haline geldiyse, aradığımız huzuru yakalamamız zor elbette.

Boğa, hayatın güzelliklerini yaşayarak şükran duymak ister. Onun için şık bir restoranda iyi bir şarap ve hoş bir müzik eşliğinde yavaş yavaş, keyifle yenen yemek kıymetlidir. Ya da sessiz sakin bir doğada, çayırların üzerine uzanıp etrafı seyretmek her şeye bedeldir Boğa için. Hayat aceleye gelmez, gelmemelidir. Bu durumda 10 dakikada hazırlanmış pizzanın bir Boğa için hükmü yoktur! İstisnasız her birimizin içinde bir yerlerde Boğa enerjisi var. Yani hepimiz, hayatımızın bir yerinde durup şükretmeye ve sadece yaşadığımız için keyif almaya ihtiyaç duyuyoruz aslında. Bu duyguyu bir başkası bize veremez, bizim huzurun hayatımıza girmesine izin vermemiz gerekir, hepsi bu.

Hızlı akan hayat temposunda, yoğun ajandayla ezbere yaşam sürüyorsak, kendi cennetimizden oldukça uzak kalmışız demektir.  

Heart-at-War

İLİŞKİMİZDE AYNI CEPHEDE Mİ SAVAŞIYORUZ?

Biliyorsunuz astrolojik yeni yıl ilkbahar ekinoksu ile başlar. Bahar ile birlikte Güneş ışınları yeryüzünü ısıtır, doğa yeniden uyanır ve canlanır. Bizim için ekinoks tarihindeki gökyüzü konumu, o yılın nasıl geçeceğinin bir habercisidir. Bu yıl ekinoksa Terazi burcunda dolunay ile girdik. Bu hafta yine Terazi burcunda ikinci bir dolunay gerçekleşiyor. Yani aynı ay içinde aynı burçta iki dolunay! Başka bir deyişle, bu yıla damgasını vuracak olan konu “ilişkiler”

Neden bu dönemde ilişkiler temalı bir vurgu var gökyüzünde acaba? Zirvenin değişeceği bir dönemde, güç temaları ve iktidar savaşı hakimken yukarıya, neden ilişkiler ekinoksa damga vuruyor dersiniz?

Uzun dönem planlarının gözden geçirildiği, eski modası geçmiş kalıpların ve kurumların yıkılması gerektiği bir dönemden geçiyoruz da ondan. Güç ve iktidar için sağlam bir ekip çalışması ve güçlü birliktelikler gerekir. Yani aynı yöne baktığın, aynı hedefi paylaştığın insanlarla zirveye yol alırsın.

Değişen çevresel koşullarla birlikte yeni olana adapte olma süreci, kimilerimiz için zorlu bir süreçtir. Değişimden korkan, eskiye sıkı sıkıya bağlı olanların yıkılan düzeni kabul etmeleri kuşkusuz zaman alacaktır. Toplumsal bir varlık olan insanın, hayatının merkezinde ilişki vardır. Sevgiyi karşımızdaki kişinin üzerinden öğreniriz. Bu çoğu zaman ve sıklıkla “aşk”tır. Ama böyle olmak zorunda değil elbette. Sahip olduğumuz ev hayvanı, pencerenin önündeki çiçek ve telefonun ucundaki dostumuz da bize sevgiyi öğretir, yeter ki açalım kalbimizi.

Geçen sene yaz döneminden bu yana gökyüzünde Mars ve Venus’un dansına şahitlik ediyoruz. Önce Mars tutulmayla geri gitti ardından Venus.. Her ikisi de bizi bugüne hazırladı aslında.. Biz ne kadar farkındaydık orası şüpheli bana göre. Günlük kaygılarla aynı telaşın içinde yaşadık günlerimizi. Gökyüzü “ilişkilere” geçen yaz, özellikle Ağustos ayında dikkat çekmeye çalıştı. İçinde bulunduğun ilişki seni tamamlıyor mu? Gruplar seni yarına taşıyacak olan gruplar mı? Diğerlerinden farkını tam olarak ifade edebiliyor musun? Belki bazılarımız geçen yaz başlayan bu süreci sancılı da olsa tamamlayabilmiştir, bazılarımız ise aynı şekilde kararsızlıkla devam ediyordur hayatına, bilemem. Ama gökyüzü bir şans daha veriyor özgürlüğe. Birey olabilmek, ilişkinin içinde kendi değerini koruyabilmektir. Eşit ilişki kurabilmektir. Bu dolunay gerçek bir test!

Anlamamız gereken şey; aşk, cinsellik ve ilişki, birbirinden farklı temalar. Bunların tanımı kuşkusuz her birimize göre değişir. Ancak kesin olan şey bu üç temanın hayatımızda doğru harmanlanması gerektiğidir. İlişkide olduğumuz kişi, ortağımız, sevgilimiz, arkadaşımız olsun fark etmez. Kendimize sormamız gereken soru; bu kişiler bizi yarına taşıyabiliyor mu? Hayatımdaki insan hedefimi gerçekleştirmem için bana ne kadar destek?  Bu kişi benim değişimime ayak uydurabiliyor mu? Hatta en önemli soru; hayatımdaki kişi bana saygı duyuyor mu?

Geçen yılın son altı ayı olayların birikmesi ve baskılanmasıyla ilgiliydi. Bu yılın ilk altı ayı ise, bilinçdışının yüzeye çıkmasıyla oluşan farkındalık ve çözülmeyle ilgili. İlhamlar ve kişisel hayallerle ilgili.

Hepimizin yarına umutla bakmaya ve duygusal olarak doymaya ihtiyacı var. Zorlu bir zirve tırmanışı yapmış gibiyiz hepimiz. Eksik olan neşeyi, huzuru, dinginliği yanımızdaki kişide aramamız kadar doğal bir şey yok.

Savaşta, ateşkes zamanı siperlere geri çekilir askerler. Yaralar sarılır, bedenin ihtiyaçları karşılanır, yeni taktikler konuşulur. İşte günlük hayatımız da böyle bir savaş, bir bakıma. Akşam saatleri ise, siperimize yani evimize çekildiğimiz zamanlar. Evimiz bizim mabedimiz. Duygusal olarak beslendiğimiz yer, bedenin ihtiyaçlarını karşıladığımız alan. Burada hayatımızı, bedenimizi, hayallerimizi, yarınımızı paylaştığımız insanla yeni savaş taktikleri konuşmamız kadar doğal bir şey olamaz.

O zaman aynı savaşta değilsek, aynı yöne bakmıyorsak, aynı nedenlerle bir arada değilsek ve birbirimizi desteklemekten vazgeçtiysek, neden hala aynı cephedeyiz? Bizi tutan şey nedir?

Hadi düşünelim biraz…

CW074-Wisdom-that-Works

HAYATA BİLGELİĞİNİ İSPAT ET

Güneş Koç burcunun sonlarına doğru ilerlerken, tüm korkularımıza ve uzun dönem hedeflerimize ışık tutuyor. Hayatın içinde, zamana yayılan planlar ile heyecanla zafere koşmak, çarpışır birbiriyle her zaman.

Son zamanlarda, bir taraftan “planlarım için, zaman içinde sağlam adımlarla ilerlemem lazım” derken, diğer taraftan “bir an önce ipi göğüslemek ve zafer çığlığı atmak istiyorum” cümleleri arasında sıkışıp kaldık.  Üstelik hala çıkış yolunu net görebilmiş değiliz. Etrafımızı saran sis perdesi yerini koruyor. Gerçekler kendisini bizden gizlemeye devam ediyor. Bir süre daha akıl devre dışı.

İçinden geçtiğimiz bu süreçte, Balık burcundaki enerji yoğunluğu ile, bizi üzen olayları düşünmek ve görmek istemiyoruz muhtemelen. Bunun yerine kendimizi kandırmak daha kolay gelir ve olaylara kendimiz kılıf uydururuz. İlişkide bulunduğumuz kişiler adına bahaneler üretiriz. Yani gerçekleri görmek istemeyiz. İlişki romantik aşk ilişki olmak zorunda değil elbette. Ortaklık, evlilik, arkadaşlık yani ben ve sen ilişkisinden bahsediyorum. Çünkü aynı ay içinde iki adet Terazi dolunayı gerçekleşiyor. Kritik bir dönem olduğunu söylemeliyim. Başka bir ifadeyle, başlangıç ve sonlanmalar dönemi.  Bu durumda, evren bizi seçim yapmaya zorluyor demektir. Her ne kadar görmezden gelip, kendimizi kandırmaya çalışsak da, maalesef değişim rüzgarları çok sert esmekte. Dolunay ile birlikte olaylar hız kazanacaktır mutlaka.

Gözümüzü, kulağımızı kapatsak da bazı gerçekler yüzümüze çarpar, kaçamayız.  Yüzleşmek istemesek de konular masanın üzerindedir artık. Anlam yüklemeye çalışırız ancak bu da mümün olmaz pek. Tablo pek parlak değil değil mi? Sorun değil, panik yok. Bu durumu kendimiz yarattık yıllar içerisinde. Bulunduğumuz ilişkiyi bu noktaya, partnerimizle birlikte getirdik. Bu durumda bizim de payımız var. O zaman yüzleşmek, anlamak ve temizlemek de bizim sorumluluğumuz.

Çıkış yolunu görmenin zorluğu kadar, uygun adımı atmak da zor. “Ben böyle idare ederim. Böyle gelmiş, böyle gider” diyebiliriz elbette. Ama bir yere kadar.

Sınav zamanı gelir mutlaka bir gün. Seçim yapmamızı bekler hayat bizden. İşte o an, bazılarımız için, ölüm kalım anıdır. Eğer, korkarak yaklaşıyorsak hayata, ölüm gibi gelir, karar almak. Teslimiyetle yaklaşanlarımız içinse, nelerden vazgeçeceği konusu ağırlık kazanır kuşkusuz. Yani, eninde sonunda yeniye yelken açılacaktır. İster kolay yolla, ister zorlu yoldan, farketmez. Çanlar bir kere çaldı mı, hayat bizi çağırıyor demektir. Korkuyla kendimizi kandırmaya devam mı edeceğiz, yoksa yeni bir çevreyle mutluluk arayışına mı geçeceğiz?

Gökyüzünde çok güzel bir ateş üçgeni oluşuyor bu hafta. Yeni fırsatlar kapısı açılıyor önümüzde. Hayatı her şeye rağmen sevebilmekle ilgili bir farkındalık eşiği. İçimizdeki çocuğu uyandırmakla ve mutluluğu yakalamakla ilgili bir fırsat bu. Koç; savaşma cesaretini ister bizden. Aslan; tüm kalbimizle sevebilme cesaretini bekler. Yay ise bunları anlamlandırma bilgeliğini sembolize eder. O zaman bize düşen bu eşikten geçebilme cesaretini gösterip, hayata bilgeliğimizi ispat etmektir!

risk-taking

HAYAT RİSK ALMAYA DEĞER

Yine bir Yeni Ay haftasındayız. Yeni başlangıçlar, yeni niyetler, yeni tohumlar atılacak hayata. Koç burcu baharın gelişini, Güneş’in bizi tekrar ısıtacağını müjdeler. Doğaya, toprağın altına kabaran tohumu bırakır. Tohum demek bir canlının oluşumunun ilk adımıdır. Tohumun ne olduğunu, toprağı delip filizlenmeye, serpilmeye başlarsa meyvesinden tanıyabiliriz ancak. İnsanın da büyüyüp serpilirken yaşadığı olaylarla şekillenir karakteri. Toplumsal bir varlık olarak bizler de yolculuğumuzda, uyum sağlama kaygısıyla gerçek kişiliğimizden ödün vermişizdir çoğu zaman. Bu fedakarlığın ise mantıklı açıklamaları vardır; sorumluluklar, yaşam derdi, toplumsal statü,… Aslında çoğu zaman en kolay yolu seçmeye meyilliyizdir. 

Bu haftaki Yani Ay, yılın başındaki tutulma derecesini tetikleyerek, gerçekliğe uyanma vaktinin geldiğini hatırlatıyor. (http://didemcan.com/oglak-burcunda-gunes-tutulmasi-ve-farkindalik-zamani/ )

Bir şeye tohum atacaksan, ne ektiğini bilmek zorundasın diyor evren. Son zamanlarda ne yöne gideceğimizle ilgili kafa karışıklığı hakimdi. Hatta hayatımızda olup bitenlere anlam vermekte zorlandık. Neler oluyor? Bunları niye yaşıyorum şimdi? Ne değişti de bunlar oldu?…

Cevap çok basit; sadece rotamızdan biraz saptık hepsi bu!

Bizi rahatsız eden konuların ne olduğunu anladıysak, bu yeni ayda aksiyon alabiliriz demektir. Kısacası, seçim yapma zamanı şimdi. Kendi özgün kişiliğinle, sahte olan yanın arasında tercih yapma zamanı da diyebiliriz buna. Zira Yeni ay Koç burcunun tam orta derecesinde gerçekleşiyor.

Bu ay, her iki dolunay da Terazi burcunda olduğuna göre, ana konu “ilişkiler”. Seni tamamlayan bir ilişki içinde misin, yoksa ….mış gibi mi yapıyorsun?

Sosyal bir varlık olarak insan, partnerini arar durur her zaman. Yanında yürüyecek ve ona sevgiyi öğretecek olan diğer yarısının peşindedir hayat boyu. Ona kavuşamasa da özlemi vardır içinde. Neptün enerjisi hakimken gökyüzüne, hayallerle kendimizi kandırmaya dikkat edelim derim ben. Genelde acıyla yüzleşmek istemediğimiz için yanılgı içinde yaşamayı seçeriz. Sonuç hayal kırıklığı..  Karşımızdakini değiştirmeye uğraşır dururuz ya da onun adına bahaneler uydururuz. Bu da duygusal olarak kendimizi ihmal ettiğimizi gösterir.

Mars İkizler burcundayken, bizi hayallerden uzaklaştırıp gerçek durumları göstermeye çalışıyor bu ay. Kişisel hayatımızda değişim zamanı şimdi. Bugüne kadar ihmal ettiğimiz duygusal ihtiyaçlarımızla ilgilenmek ve düzenlenmesi gereken alanlar için ilk adımı atmamız kendi hayrımıza olacaktır.

Son zamanlarda pek çok şey yaşadık ve deneyimlerimizden bir şeyler öğrendik mutlaka. Ancak bu öğretilerden hangisiyle yola devam edeceğimiz konusu hala net değil bana göre. Bunlardan hangisi gerçek, hangisi hayalimizin ürünü acaba? İdeallerimiz algımızı bozmuş olabilir mi? Hatta bazılarımız hala ne öğrendiğini sorguluyor olabilir.  Bunların cevabını, Jupiter gerileme dönemini bitirdiğinde bulacağız muhakkak. Ancak tek sorun bu cevapların gerektirdiğini yapacak cesareti gösterebilecek miyiz yoksa korkularımızın bizi olduğumuz yerde tutmasına izin mi vereceğiz?

Mars savunma ve savaşma fonksiyonumuz. Koç burcundaki Yeni Ay, korkularımızın üstesinden gelmenin yollarını arıyor ki ilk adımı atabilsin. Cevaplar zihnimize yükseldi. Hadi bir gayret silkinip, doğanın hayata uyanması gibi, canlandırın içinizdeki enerjiyi. Hayat risk almaya değer.

Bloga e-posta ile abone ol

Bu bloga abone olmak ve e-posta ile bildirimler almak için e-posta adresinizi girin.

Diğer 27 aboneye katılın

Sayılı uluslararası diplomalı astrologlardan Didem Can ile astroloji eğitimi başlıyor.

Astroloji ile ilgilenen veya uzmanlaşmak isteyenlere temel ve ileri seviye eğitimler yüzyüze veya online olarak yapılacaktır.

error: Content is protected !!